SAFFET ÇAKIR

OKYANUSLARA YOLCULUK

MENÜLER
Site Haritası
Takvim

KIRLANGIÇ AĞIDI

 

Issızlarda açan açelya çiçeği!
Kan gülleriyle dokunmuş zambak
Güneş yine bu akşam kana batacak.
Avuçlarımdan kayıp giden ey vahlar,
Mevsimsiz açan, sarmaşıklı akasya,
Kim bilir saçlarında geçti ne baharlar?
Kollarında yeşerdi en zorlu dağlar.
Elinde kitabın, ağzında dualar,
Kollarından uçan melekler,
Gelir yüreğimde sabahlar.
Sen, hakikat aynasında, Kaderin kıskanıp,
yazmadığı, alın yazım, buruk sızımsın.
Zirvedeki kardelenim, tek göz ağrımsın,
Yanlış yerde, yanlış zamanda,
Niye çıktın ki karşıma?
Şimdi engel olabilir misin gözyaşıma?

Kaderin ördüğü surları yıkarak,
Seyrettim bir sabah seni…
Sen, marifet kapısında, edep timsali,
Sabrıyla dağları dize getiren bir Eyüp kızı,
Geceleri yön veren çoban yıldızı…
Sen, bülbüllerin kıskandığı gülü Dilara,
Çiçekleri sen serpmiş olmalısın kırlara.
Güllerin gülüşünü çaldığı Isparta gülü,
Sen, yüreğimde bir hançer, bir gizli yara
Zulamda sakladığım bir hesabım var,
Kurşundan da zalim yıllara…
Yankılanır kırlarda bir bülbül sesi,
Gülün sırtında dikenlerin gölgesi…

Rüzgarda açılır beyaz sayfalar,
Yakamozların ışıltısı, kırık aynalar.
Bir kitap hışırtısı, bir mendil, bir bavul,
Gurbette bir mücahide, sırtında pusatlar,
Islak mendiline hasreti dürerde katlar,
Omuzlarına konmuş güvercinler,
Anka kuşunu kıskandıran kanatlar.
Kaleminden sıçrayan kanlar,
Gelir yüreğime damlar.

Sen, feleğin dokunmadığı ufuklarda,
Seslenemediğim, sakladığım sırımsın,
Hazanlarımı kovan bir bahar,
İçimden çektiğim ahu zarımsın.
Gönül bahçemde şımarttığım,
Gölgelerimi tekmeleyen güneşim, sendin.
Yirmi yıldır ne baharlar devirdin,
Ben yoktum.
Yirmi yıldır, ben ne kışlar gördüm,
Sen yoktun.
Şimdi bilmem hala baharda mısın?
Hasta mısın, yoksa yasta mısın?
Kaybettiğim ufuklarda mısın?
Bırak artık yüreğim, kana batsın kana,
Vurgun yedim, kimse dokunmasın bana.
Kim bilir kaç ayna kırdın mah yüzünde,
ne resimler çizdin hayalinle odana,
ne yağmurlara avuçlarını açtın,
ne gözyaşları düştü ellerinde kınana.
benim sen diye açtığım gibi…
üç damlasını at bir nehre, yüreğim yansın,
içimizde uyuyan yusufçuklar uyansın.

Türkuaz adınla, semalardaydın 
Bedbaht ellerimden çok uzaklardaydın 
kimseler fark etmedi seni,
Çeşme başındaki adam kadar…
Ben adını, ‘ateşte yeşeren gül’ koydum 
Bırak hep öyle kalsın,
Ta ki ben ölene kadar…
Sen yüreğime dikiş atan nazik tabibim,
Dilerim ikimize şefaat eder asıl Habib’im.
Hangi vicdanı delik, incitir ki seni,
Kahrolurum, üzgün görsem gölgeni.

Gözümde büyüttüğüm bir devdin,
Karanlıkta sığındığım ışıktan evdin.
yüreğimin kapsama alanında kaldın 
Yüzme bilmezdim ne çare! 
aşkın deryasında beni ummana saldın.
Şimdi Süresi bitmiş ümitlerim can çekişiyor 
Sığırcıklar bir yaramı deşiyor.

Yollara inci serper dururdun,
Yüreğimde kuşlarımı vururdun 
Naaşı kaldı kuşlarımın o şehirde,
Yüreğimi bıraktım vurduğun yerde. 
Şimdi ellerimde kaldı kanlı kuş tüyü 
Yıkamadım hala bozulmadı bu büyü 
Siyah beyaz bir film misali işte! 

Hala çözemediğim bir şey var sende,
Issızlarda büyüyen yaban çiçekleri gibi 
Ben acıları gölgesinden tanırım,
Sırtımda yalpalanan kurşunlar gibi 
Kara kaderimin pembe sayfasında 
Bir tek sen kaldın sen açelya çiçeği!
Bahtıma düşen sevdamın gerçeği
Omuzlarıma konan uğur böceği...

Şimdi avunur aptal gönlüm anılarla,
Adından yer kalmayan sayfalarla…
Kokusundan tanırım çiçekleri,
Okşamaya kıyamadığım açelya,
Kan renginde zambak.
İçimde açtığın boşluğu,
Kimse dolduramayacak.

SAFFET ÇAKIR
2009 ÇEŞME

Saat
BİR VİSALE DOĞRU
Bir aşkın cevriyle yanma boşuna! 
Mâsivâdan geçenlerden ol gönül! 
Hakk deyince nefsin gitmez hoşuna 
Ab-ı Furkan içenlerden ol gönül! 

Aşk deyince öde, olsa da paha! 
Öyle ki yüreğin bir kalksın şaha! 
Bir visale doğru Yüce Allah’a; 
Kanat açıp uçanlardan ol gönül! 
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 32° 24°